Boşanma

moda aksesuar, mücevher, aksesuar, yardakçı, suç ortağı, aşırı lüks takı içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturulduBOŞANMA

Boşanma davası, evli çiftlerin evlilik birliğini hukuken sona erdirmek amacıyla açtığı bir hukuk davasıdır. Bu dava, çiftlerin birlikte yaşamaya devam etmenin artık mümkün olmadığı durumlarda evliliklerini sona erdirmek için başvurdukları yasal bir süreçtir. Bu yazımız aşağıdaki başlıkları içermektedir.

Boşanma Davası Türleri Hakkında Genel Bilgiler

Zina Nedeniyle Boşanma

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma

Terk Nedeniyle Boşanma

Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma

Eylemli Ayrılık

Ayrılık

Boşanmada Tazminat ve Nafaka

BOŞANMA DAVASI TÜRLERİ:

ANLAŞMALI BOŞANMA:Eşlerin boşanma konusunda ortak bir görüş birliği içinde olduğu ve boşanmanın tüm şartlarını, örneğin mal paylaşımı, nafaka ve çocukların velayeti gibi konuları anlaşarak çözdüğü boşanma türüdür.

Özellikler:

Taraflar arasında anlaşmaya varılmış olması.

Boşanma davası açıldıktan sonra, hakim tarafından anlaşmanın onaylanması yeterlidir.

Daha hızlı ve basit bir süreçtir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA:Eşlerin boşanma konusunda anlaşmazlık yaşadığı ve boşanmanın şartlarını (mal paylaşımı, nafaka, çocukların velayeti vb.) mahkeme aracılığıyla çözdüğü boşanma türüdür.

Özellikler:

Taraflar arasında anlaşmazlık olması.

Boşanma süreci mahkemede sürer ve taraflar arasında anlaşmazlıkların çözülmesi için deliller sunulup, tanıklar dinlenir.

Genellikle daha uzun ve karmaşık bir süreçtir.

Türleri:

  • Zina Nedeniyle Boşanma
  • Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma:
  • Terk Nedeniyle Boşanma:Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma
  • Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma
  • Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma

AYRILIK:

Boşanma davası açma hakkına sahip olan eş, ayrılık talebinde bulunabilir. Ancak ayrılık davasında boşanmaya karar verilemez. Boşanma için geçerli sebepler ayrılık davasında da geçerlidir. Evlilik hukuken devam eder, ancak fiilen ortak sürüdürülmez. Ayrılık süresi 1-3 yıl arasında olabilir. Süre sonunda eşler bir araya gelmezse, boşanma davası açılabilir

Açılan boşanma davalarında;boşanmadan sonraki olaylar davaya esas olmaz. Ancak bu olaylar sebebiyle yeni bir dava açılırsa birleştirilir.

Dava Aşamaları

📄 Dilekçe Verme



Eşlerden biri (davacı), aile mahkemesine yazılı olarak dilekçe sunar. Dilekçede boşanma talebi, nedenleri ve talepler (mal paylaşımı, nafaka, çocukların velayeti vb.) belirtilir.







💰 Yargılama Giderlerinin Ödenmesi
 







Dava açılırken belirli bir mahkeme harcı ödenir. Harç miktarı dava türüne göre değişir.
 







 
📬 Davanın Kabulü ve Bildirim







 
 



Mahkeme, dilekçeyi alarak davayı kaydeder ve davalıya (karşı taraf) bildirimde bulunur.

🔍 Delil Sunma Delil Sunma: Taraflar, mahkemeye delil sunar ve bunların nasıl değerlendirileceğini açıklar. Deliller, tanık ifadeleri, belgeler veya uzman raporları olabilir
⚖️Duruşmalar Mahkeme, tarafların iddialarını, delillerini ve tanık ifadelerini dinlemek için duruşmalar yapar. Bu aşamada, mahkeme taraflara söz hakkı verir ve gerektiğinde ek belgeler talep edebilir.
📜 Mahkeme Kararı Mahkeme, tarafların beyanlarını, delilleri ve tanık ifadelerini değerlendirerek kararını verir. Karar, boşanma, mal paylaşımı, nafaka, çocukların velayeti gibi konuları içerir.
🔒 Kararın Kesinleşmesi ve Uygulama Kesinleşme: Mahkeme kararının kesinleşmesi, kararın kanun yollarının tükenmesiyle sağlanır. Karar kesinleştikten sonra uygulanabilir hale gelir. Mahkeme kararı, mal paylaşımı, nafaka ödemeleri, çocukların velayeti gibi konularda uygulanır. Taraflar, mahkeme kararını uygulamak zorundadır.
📝 Kanun Yollarına Başvuru Taraflar, kararı istinaf, temyiz, itiraz merciilerine götürebilir.
✅ Sonuç ve İcra Sonuç: Boşanma davası, boşanma kararı ve diğer hukuki sonuçları ile tamamlanır.
İcra: Tazminat, nafaka vb. talepler için icra yoluna başvurulabilir.
Davalı Tarafın Yanıtı: Davalı taraf, kendisine yöneltilen iddialara cevap vermek üzere belirli bir süre içinde cevap dilekçesi sunar.

Mahkeme kararı, taraflara tebliğ edilir. Karar, bir süre sonra yazılı olarak gönderilir

 

1-ANLAŞMALI BOŞANMA

Evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler birlikte başvurmuşsa veya bir eş diğerinin davasını kabul etmişse, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

  1. Evliliğin Süresi:

Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bu süre, resmi nikah tarihinden itibaren hesaplanır.

  1. Birlikte Dava Açma veya Davanın Kabulü:

Eşler, boşanma davasını birlikte açabilir veya biri diğerinin davasını kabul edebilir. Bu durumda, her iki taraf da hâkim huzurunda dinlenmeli ve anlaşmanın şartlarını teyit etmelidir. Anlaşma, yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir.

  1. Velayet ve Mali Düzenlemeler:

Hakim, velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası ve varsa çocuk malları gibi konularda tarafların kabul ettiği düzenlemeleri uygun bulmalıdır. Hakim, düzenlemeyi uygun görmezse taraflara değişiklik yapmaları için süre verir. Yeni düzenlemeleri kabul etmeleri durumunda boşanma gerçekleşir. Aksi hâlde, dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

  1. Boşanma Yanında Anlaşmalar:

Boşanma ile birlikte nafaka, tazminat, velayet ve kişisel ilişki konularında da anlaşma sağlanmalıdır. Mahkeme, bu düzenlemeleri uygun görmelidir. Anlaşma dışında bir karar verilemez. Mal rejimi tasfiyesi, ziynet, çeyiz alacağı gibi konular anlaşma kapsamında değildir, fakat bu konularda da anlaşılmışsa, karar buna göre verilmelidir.

  1. Nafaka Hususunda Şartların Değişmesi:

Şartların değişmesi hâlinde, TMK 176/4 uyarınca belirlenmiş nafaka artırılabilir veya azaltılabilir. Yeni bir dava açılabilir.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi)
⏳ Dava Açma Süresi Evlilik birliğinin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir.
📜 Konu Evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler birlikte başvurmuşsa veya bir eş diğerinin davasını kabul etmişse, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır.

2-ÇEKİŞMELİ BOŞANMA:

1. Zina Sebebiyle Boşanma:

Zina, evlilik birliği içinde eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek evlilik dışında cinsel ilişkiye girmesi olarak tanımlanır. Bu durum gerçekleştiğinde diğer eş boşanma davası açabilir. Ancak, zina sebebini öğrenen eşin bu durumu öğrendikten sonra 6 ay içinde ve zina olayının üzerinden 5 yıl geçmeden dava açması gerekir. Zina eden eşi affeden tarafın dava açma hakkı ortadan kalkar.

Zina delilleri arasında fotoğraflar, çocuk, DNA testi gibi kanıtlar yer alabilir. Bilerek ve isteyerek yapılmalıdır; zorla cinsel ilişki zina sayılmaz.

aynı cinsiyetten kişilerle olan ilişkiler zina sayılmaz,”haysiyetsiz yaşam” olarak değerlendirilebilir.

Zinanın evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı dikkate alınmaz ve zina eylemi devam ediyorsa her yeni fiil için dava açma süresi yeniden başlar. Affeden eşin dava hakkı düşer. Af, aldatma veya korkutma sonucu olmamalıdır. Zina eylemi tamamlanmasa bile zina olarak sayılabilir.

Zina nedeniyle boşanma kararı verilirse mal rejimi katılma alacağı azaltılabilir veya kaldırılabilir.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Zina sebebini öğrenen eş, 6 ay içinde ve zina olayından itibaren 5 yıl içinde dava açmalıdır. Bu süreler dolduktan sonra dava hakkı düşer.
📜 Konu Evlilik devam ederken gerçekleşen cinsel sadakatsizlik. Aynı cinsiyetten kişilerle olan ilişkiler zina sayılmaz, ancak “haysiyetsiz yaşam” olarak değerlendirilir
📸 Deliller Zina delilleri arasında fotoğraflar, DNA testi, doğan çocuk gibi kanıtlar yer alabilir. Zina iddiasını öne süren eş, bunu ispatlamakla yükümlüdür. Sadakat yükümlülüğünü ihlal olarak değerlendirilecek kanılar sunulmalıdır.
🛡️Af Zina eden eşi affeden tarafın dava açma hakkı ortadan kalkar. Af, aldatma veya korkutma sonucu olmamalıdır. Zina öğrenildikten sonra birlikte yaşamaya devam edilirse, bu af olarak kabul edilebilir.
⚖️ Evliliğin Sarsılması Zinanın evlilik birliğini sarsıp sarsmadığı dikkate alınmaz.

Zina yapan eşten boşanma davası sırasında veya sonrasında maddi manevi tazminat talep edebilir.Ayrıca boşanma davası açmadan da manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu talep, TBK’nın 49. maddesi uyarınca hukuka aykırı fiil olarak değerlendirilen sadakat yükümlülüğünün ihlali nedeniyle mümkündür.

Zina yapan eşle birliktelik kuran üçüncü kişiye karşı tazminat talebinde bulunulamaz.

iç mekan, zemin, kişi, şahıs içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

2. Hukuk Dairesi 2020/4133 E. , 2020/4617 K.

İddialar:

Davacı Kadın: Evlilik birliğinin sarsılması ve zina gerekçeleriyle boşanma istemektedir. Zinanın 2014 Aralık ayında öğrenildiğini, dava dilekçesinin ise 20.02.2015 tarihinde verildiğini belirtmiştir.

Davalı Erkek: Kadının iddialarını reddetmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

Mahkeme, zina gerekçesine dayalı boşanma davasının TMK’nın 161. maddesine göre açılması gereken 6 aylık süre içinde açılmadığını, bu nedenle kadının zinaya dayalı boşanma talebinin reddine karar vermiştir. Ancak, erkeğin başka bir kadınla uzun süreli ilişkisi ve cinsel birlikteliği olduğuna, kadının güven duygusunun sarsıldığına ve bu nedenle evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma talebinin kabulüne karar vermiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı:

Yargıtay, davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasını, zinanın öğrenildiği tarihten itibaren 6 ay içinde açtığına ve bu süre zarfında hak düşürücü sürenin geçmediğine dikkat çekmiştir. Ayrıca, zina eyleminin delillerle kanıtlandığını belirlemiştir.

Dolayısıyla, zina gerekçesiyle boşanma talebinin reddinin hatalı olduğunu ve boşanma davasının her iki gerekçeyle de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir:

‘’ Davacı kadın TMK 166/1 maddesi uyarınca evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine ve özel boşanma sebeplerinden zina hukuki sebebine (TMK m. 161) dayanarak boşanma isteminde bulunmuş, mahkemece davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasının TMK 161. maddesinde belirtilen dava sebebinin öğrenilmesinden başlayarak 6 ay içerisinde açılmadığı, kadının açıkça zina sebebine dayanmadığı gibi zinanın kanıtlanamadığından bahisle reddine; erkeğin kadının güven duygusunu sarsacak bir şekilde başka bir kadınla dost hayatı yaşamış olması gerekçesiyle TMK 166/1 maddesi uyarınca evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Davalı erkeğin N.D. adlı kadınla uzun süreden beri devam eden birlikteliğinin olduğu, N.D. ile cinsel birliktelik yaşadığı, N.D.’nin erkekten ayrılmak istediği fakat erkek tarafından kabul edilmemesi ve erkek tarafından tehdit edilmesi üzerine davacı kadından yardım istediği, kadının bu birlikteliği 2014 yılının Aralık ayında bu şekilde öğrendiği ve 20.02.2015 tarihinde boşanma davasını açtığı yapılan yargılama ve dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Kadının zina eylemini 2014 Aralık ayında öğrendiği ve dava dilekçesini 20.02.2015 tarihinde verdiği anlaşıldığına göre, hak düşürücü süre geçmiş sayılmaz. Toplanan delillerden, davalı erkeğin zina yaptığı anlaşılmaktadır. O halde, davacı kadının Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca zina hukuksal nedenine dayalı olarak açılan boşanma davası ve Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan boşanma davası uyarınca boşanmaya karar verilmesi gerekirken zina hukuksal nedenine dayalı olarak açılan boşanma talebinin reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,..karar verildi.

2. Hukuk Dairesi 2021/3327 E. , 2021/4767 K.

Olay:

Taraflar, karşılıklı olarak boşanma davası açmıştır. Davacı-davalı erkek zina hukuki nedenine ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçelerine dayanarak boşanma talep etmiş; davalı-davacı kadın ise yalnızca evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle boşanma talebinde bulunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

Mahkeme, erkeğin zina gerekçesiyle boşanma davasını reddetmiş, kadının ise sadece evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle boşanma davasını reddetmiş ve erkeğin boşanma talebini kabul ederek boşanmanın ferilerine hükmetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

Bölge adliye mahkemesi, erkeğin zina gerekçesiyle boşanma talebinin reddini doğru bulmamış ve erkeğin zina gerekçesiyle açtığı boşanma davasının kabulü gerektiğine karar vermiştir

Yargıtay Kararı:

Bölge adliye mahkemesinin kararı, zina gerekçesine dayalı boşanma davasının kabulü yönünden bozulmuştur.

“.. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından zina hukuki nedenine dayalı boşanma talebinin reddi, tazminatların miktarı, ortak çocuklar… ile …’nin velâyeti, çocuklar yararına hükmedilen nafakalar ve kadın lehine hükmedilen tedbir nafakası yönünden; davalı-davacı kadın tarafından ise her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı-davalı erkek tarafından açılan davada terditli boşanma talebinde bulunulmuş, zina hukuksal sebebine dayalı boşanmanın koşullarının bulunmaması halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma talep edilmiştir. Davalı-davacı kadının karşı davası evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayanmaktadır. İlk derece mahkemesince erkeğin zinaya dayalı davası ile kadının davasının reddine karar verilerek erkeğin “Evlilik birliğinin temelinden sarsılması” nedenine dayalı boşanma davasının kabulü ile boşanmanın ferilerine hükmedilmiştir. Karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve erkek tarafından yapılan başvuruda, diğer istinaf sebepleri yanında, zinaya dayalı davasının reddi yönünden de başvuruda bulunulmuştur. Bölge adliye mahkemesi, erkeğin boşanma sebebine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar vererek başvuruları kabul ettiği feriler yönünden yeniden hüküm kurmuştur. Davacı-davalı erkek tarafından dosyaya sunulmuş olan fotoğrafların hukuka aykırı olarak elde edildiğini ispat yükü davalı-davacı kadındadır. Davalı-davacı kadın, kanun yolu başvurularında ispat için delillerin elde edildiği söylenen bilgisayarın incelenmesi talebinin reddedildiği belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tahkikatın sona ermesi” başlıklı 184. maddesinde hâkimin tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz vereceğini ve tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim edeceğini düzenlemiştir. Somut olayda; sözlü yargılamadan önce yapılan duruşmada taraflara tahkikata ilişkin sözleri sorulmuş ve kadın vekili açık olarak “Araştırılacak başka hususun kalmadığını” beyan etmiştir. Tahkikatın sona erdiği celsede açık olarak araştırılacak başka hususun kalmadığını beyan eden davalı-davacı kadının, kanun yolu aşamalarındaki delillerinin toplanmadığı iddiasına itibar edilemez. Bu itibarla, davalı-davacı kadın dosya kapsamındaki delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğini ispatlayamamıştır. Yine, davalı-davacı kadın temyiz dilekçesinde erkeğin ıslah talebinin süresinde olmadığını iddia etmişse de, istinaf dilekçesinde bu yönde açık bir başvurusu ve iddiasının olmaması karşısında, kadının iddialarına itibar edilmemiştir. İlk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi kararlarında, dosya kapsamındaki delillerden, davalı-davacı kadının başka bir erkek ile cinsel olarak yakınlaştığı ancak cinsel birleşmenin ispatlanamadığından bahisle, erkeğin zina hukuki nedenine dayalı davasının reddine karar verilmiştir. Zinanın varlığı erkek tarafından dosyaya sunulan fotoğraflar, davalı-davacı kadının telefon kayıtları ve tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı ile sübut bulmuştur. Öyleyse, erkeğin zinaya dayalı boşanma davasının kabulü gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulmasını gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeplerle, bölge adliye mahkemesi kararının BOZULMASINA…karar verildi.’’

2. Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Eşlerden biri, diğerinin hayatına kastetmesi, pek kötü davranması veya ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunması sebebiyle boşanma davası açabilir. Bu durumlarda dava hakkı, olayın öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde olayın gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde kullanılmalıdır; aksi takdirde dava hakkı düşer. Eşini affeden tarafın dava hakkı ortadan kalkar.

  • Boşanma Sebepleri
    • Hayata kast
    • Pek kötü davranış
    • Ağır derecede onur kırıcı davranış
  • Dava Açma Hakkı
    • Dava açma hakkı, olayın öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde kullanılmalı.
    • Her durumda, olayın gerçekleşmesinden itibaren 5 yıl içinde dava açılmalı.
    • Affeden tarafın dava hakkı düşer.
  1. Hayata Kast

Eşlerden birinin, diğerini öldürme niyetiyle gerçekleştirdiği eylemler hayata kasttır.

Örnekler:Denizde yardımsız bırakma,Silahla ateş etme, Ölümü doğurabilecek tehlikeli ortamda eşi yardımsız bırakma

Kapsama Girmeyenler:İhmali davranışlar, Hazırlık hareketleri (örneğin, plan),Kasıtlı olmayan davranışlar

  • Suçlanan eşin temyiz kudreti olmalıdır.
  • Hayata kast, mutlak boşanma sebebidir.
  1. Pek Kötü ve Onur Kırıcı Davranış

Pek kötü ve onur kırıcı davranışlar, eşlerin birbirlerine yönelik zulüm, işkence, dövme, aç bırakma, ağır hakaret, tehdit gibi fiilleri içerir. Evliliğin çekilmez hale gelip gelmediği araştırılmaz.Bu davranışları gerçekleştiren eşin, ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Onur kırıcı davranışlar arasında, eşini küçümseyici sözler söylemek, onuruna zarar verecek şekilde konuşmalar yapmak ve sadakati, namusu hakkında olumsuz yorumlar bulunabilir.

Dava açma hakkı, olayı öğrenen eşe aittir ve bu hak, 6 ay içinde ve olayın üzerinden 5 yıl geçmeden kullanılmalıdır.

Davranışın etkisi değerlendirilirken tarafların karakterleri, kültürel düzeyleri, sosyal statüleri, eğitim durumları ve yaşadıkları çevre gibi faktörler göz önüne alınır.

 Affeden tarafın dava hakkı ortadan kalkar.

🏛️ Görevli Mahkeme
  • Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi)
📜 Konu
  • Eşlerden birinin, diğerinin hayatına kastetmesi, pek kötü davranması veya ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunması.
📸 Deliller Hayata kasta ilişkin sağlık raporları, mesajlaşmalar, fotoğraflar, tanıklar gibi kanıtlar yer alabilir.

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

Hukuk Genel Kurulu 2017/2420 E. , 2019/750 K.

Olay: Erkeğin ortak çocuğu görmek için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay nedeniyle ..Sulh Ceza Mahkemesinin .. sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı, bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini etrafta “ahlâksız, içkici” gibi sözlerle kötülediği ifade edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

Asıl Davada Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı:

Davacı-kocanın fiziksel şiddet ve hakaretleri, TMK’nın 162. maddesinde belirtilen “onur kırıcı davranış” olarak değerlendirilmiş ve bu davranışların boşanma sebebi oluşturduğu belirtilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararı:

Onur Kırıcı Davranışın Değerlendirilmesi: Erkeğin kadına yönelik fiziksel şiddet ve hakaretlerinin onur kırıcı davranış olarak değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla kadının karşı davasının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kadının bu davranışlara dair affettiğine dair bir delil olmadığı belirtilmiştir.Yerel mahkemenin bozma kararına uymayarak direnmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu vurgulanmıştır:

” ..Asıl dava, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/1. maddesinde yer alan evlilik birliğinin sarsılması nedenine; karşı dava ise hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedenine dayalı (TMK m.162) boşanma isteklerine ilişkindir. Davacı-karşı davalı (erkek), davalının içki ve sigara gibi kötü alışkanlıkları olduğu hâlde sigara kullanmayacağını, içki içmeyeceğini vaat ederek kendisini evlenmeye razı ettiğini, istememesine karşın eşinin ikinci ve üçüncü çocuğa hamile kaldığını, bu süreçlerde kötü alışkanlıklarından vazgeçmediği gibi başına buyruk bir hayat yaşamaya başladığını, çocukları koz olarak kullanmaya başladığını, entrikacı ve maddiyatçı biri olduğunu, şiddete uğramadığı hâlde kendini dövülmüş gibi göstermeye çalıştığını, son olarak uyarılara rağmen düzelmeyen eşine boşanmak istediğini söyleyip evden ayrıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocuk Yağmur’un velâyetinin tarafına verilmesini talep ve dava etmiş; cevaba cevap dilekçesinde ise ortak çocuklarının velâyeti ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı–karşı davacı (kadın), davacının iddialarının asılsız ve çarpıtılmış ifadeler olduğunu, zaman zaman sigara alışkanlığını terk edip yeniden başladığını ancak son olaylara kadar sigaranın hiçbir zaman evliliklerini boşanma aşamasına getirmediğini, eşinin ve kendisinin isteğiyle çocuk sahibi olduklarını, fiziksel şiddete uğradığını, Haziran ayı başında davacının boşanmak istediğini söyleyerek evi terk ettiğini, son olarak 25.07.2012 günü gittiği Karadeniz turundan dönen eşinin evin dış kapısına gelip kızları Yağmur’u görmek istediğini, bu sırada çıkan tartışmada fiziksel şiddet gördüğünü ileri sürerek davacı eşin davasının reddine, kendi davasının TMK’nın 162. madde gereğince pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedeniyle kabulüne, velâyet hakkının tarafına tevdiine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yerel mahkemece, erkeğin evlilik birliği içerisinde fiziksel şiddet uygulamak, eşinin saçını çekmek, boğazını sıkmak, hakaret etmek ve “ahlâksız, içkici, çok sigara içer” şeklinde davalıyı etrafa kötülemek suretiyle ağır kusurlu, kadının ise evlenmekle sigarayı bırakacağı konusunda söz verdiği ancak sigarayı bırakmaması ve davacıyla bu konuda sürekli tartışması nedeniyle az da olsa kusurlu olduğu, ceza dosyasına göre tarafların birbirlerini yaralama suçunda karşılıklı ceza aldıkları ancak işbu boşanma davasının açılma tarihinin 21.06.2012, ceza davasında suç tarihinin ise 25.07.2012 olduğu, dava açıldıktan sonra gerçekleşen olayların hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulüne, TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, buna karşılık dosya kapsamına göre, erkeğin kadına yönelik olarak kendisine pek kötü davranışta ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunmadığı, fiziksel şiddet uyguladığı açıkça sabit olmasına rağmen, tarafların birlikte yaşamaya devam etmesi ve süresi içerisinde TMK’nın 162. maddesi gereği dava hakkını kullanmaması nedeniyle davacı-karşı davalıyı affettiği gerekçesiyle belirtilerek karşı davanın ve aile konutu şerhi konulması talebinin reddine karar verilmiştir. …Görüldüğü üzere, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi ile hâkim tarafından evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediği şartını araştırmaya gerek kalmaksızın, boşanma kararı verilebilecektir. Başka bir deyişle TMK’nın 162. maddesi mutlak bir boşanma sebebi olup bu maddenin üç ayrı boşanma sebebi saydığı söylenebilir. Şöyle ki, madde metninde geçen “hayata kast” ifadesi ile eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu intihara zorlamak gibi eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı yapılmış acı sonuç doğuran davranışlar kastedilmektedir davranış”; eşlerden birinin diğerine uyguladığı, vücut bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve fiziksel şiddet uygulama, evden kovma, aç bırakma, anormal cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak gösterilebilir. İşlenen fiilin devamlılık arzetmesi zorunlu olmamakla birlikte pek kötü davranış eyleminin zülüm ve işkence boyutunda olması gerekmektedir… Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tarafların fiilen ayrı yaşamaya başladığı dönemde davacı-karşı davalı erkeğin ortak çocuk Yağmur’u görmek için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay nedeniyle Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/1276 E., 2013/198 K. sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı, bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini etrafta “ahlâksız, içkici” gibi sözlerle kötülediği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Davalı-karşı davacı kadının ceza dosyasına konu fiziksel şiddet eylemi nedeniyle eşini affettiğine dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır. O hâlde, davacı-karşı davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulaması ve sarf ettiği hakaret sözcükleri dikkate alındığında bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı, dolayısıyla TMK’nın 162. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve kadın eşin karşı davasının kabulü gerektiği belirgindir. Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…’’

2. Hukuk Dairesi 2014/11559 E. , 2014/22133 K.

  • Olay

Kadın boşanma davasını, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış (TMK md. 162) sebebine dayandırmıştır. Kadın, kocasının düzenli bir işte çalışmadığını, alkol tükettiğini ve 22.12.2012 tarihinde kendisine tokat attığını iddia etmiştir. Koca ayrılık döneminde kadının kendisine “boynuzlarından kapılara sığabiliyor musun?” şeklinde mesaj gönderdiğini belirtmiştir.

  • Mahkeme Kararı:

Mahkeme, toplanan deliller ve davalı-davacı kocanın davranışlarını, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabul edilmiştir.

Mahkeme, kadının davranışların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olduğunu kabul etmiş, ancak davalı-davacı kocanın davasını yetersiz gerekçeyle reddetmiştir.

Yargıtay Kararı:

  1. TMK’nın 162. Maddesi: Kadının, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma davasının koşullarının oluşmadığına karar verilmiş ve bu nedenle davanın reddi gerektiği belirtilmiştir.
  2. TMK’nın 166. Maddesi: Tarafların ortak hayatını temelinden sarsacak derecede geçimsizlik bulunduğu ve aile birliğinin korunmasına değer bir yarar kalmadığı sonucuna varılmıştır. Davalı-davacı kocanın davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerektiği, dolayısıyla yetersiz gerekçeyle davanın reddedilmesinin doğru bulunmadığı belirtilmiştir.

‘’ Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı-davacı kocanın düzenli olarak bir işte çalışmadığı, alkol alıp, eşine 22.12.2012 tarihinde tokat attığı gerçekleşmiş ise de; davalı-davacı kocanın bu davranışları ve toplanan deliller karşısında hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış olarak kabule yeterli görülmemiştir. Davacı-davalı kadının açtığı davada Türk Medeni Kanununun 162. maddesi koşulları oluşmadığı halde, kadının Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru görülmemiştir.

2-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda düzenli olarak bir işte çalışmayan, alkol alıp eşine tokat atmak suretiyle fiziksel şiddet uygulayan davalı-davacı koca yanında, ayrılık döneminde eşine “boynuzlarından kapılara sığabiliyor musun?” şeklinde mesaj gönderen davacı-davalı kadının da az da olsa kusurlu olduğu, davacı-davalı kadın ve müşterek çocuk bakımından aile birliğinin korunmasına değer bir yarar kalmadığı, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı koca dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-davacının davasının kabulü ile boşanmaya (TMK.md. 166/1-2) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamıştır.’’

3.Terk (TMK m.164)

Bir eş, evlilik yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla diğerini terk ederse ya da haklı bir neden olmadan ortak konuta dönmezse, terk eden eşe karşı boşanma davası açılabilir. Ancak bu durumun geçerli olabilmesi için terk edilen eşin aşağıdaki şartlara uyması gerekir:

  • İhtar Süreci:
    • Terk edilen eş, terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ve dönmemesi halinde boşanma davası açılacağına dair bir ihtar göndermelidir. İhtar, hakim veya noter aracılığıyla yapılabilir ve ilan yoluyla da gerçekleştirilebilir.
    • İhtar, terk durumundan itibaren 4 ay içinde yapılmalıdır ve ihtardan sonra en az 2 ay beklenmelidir. 4 aylık sürenin dolmadan dava açılamaz.
    • Evden kovan veya eve almayan eş, terk eden sayılır ve bu durumda dava açamaz.
    • İş, hastalık veya askerlik gibi sebeplerle yapılan ayrılıklar terk sayılmaz.
  • İhtarın İçeriği ve Geçerliliği:
    • İhtarda, süre, boşanma davası açılacağı uyarısı , adres, gibi bilgilerin yer alması gerekir. İhtarın içeriği eksik veya yanlışsa, ihtar geçersiz olabilir.
    • İhtarın gönderilmesinden önce eşin önceki olaylara yönelik affettiği anlamına gelir; ihtardan sonra önceki olaylara dayanarak dava açılamaz.
  • İhtara uyulmazsa boşanma davası açılır.
🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Terk durumundan itibaren 4 ay içinde ihtar yapılması, 2 aylık bekleme sürecinin tamalnması ardından dava açılabilir.
📜 Konu Eşin evlilik yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla terk etmesi,

Haklı bir neden olmadan ortak konuta dönmemesi, sebepleriyle terk eden eşe karşı boşanma davası.📸 DelillerUsulüne uygun ihtara ilişkin evraklar, terke dair mesaj vb kanıtlar yer alabilir.

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

2. Hukuk Dairesi         2016/15881 E.  ,  2018/7282 K.

..Terk sebebine dayanan boşanma davasının kabul edilebilmesi için terk eden eşin evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi ve usulüne uygun ihtar tebliğine rağmen haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemiş olması zorunludur. Terk eden eş dönmemekte haklı ise terk sebebiyle boşanma kararı verilemez (TMK md 164). Davacı-karşı davalı erkeğin, mevcut akıl hastalığı nedeniyle eşine sürekli saldırgan davranışlarda bulunduğu, eşiyle maddi ve manevi ilgilenmediği anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı kadın eve dönmemekte haklıdır. Erkeğin terk sebebine dayalı boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde boşanmaya karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA.. karar verildi.’’

2.Hukuk Dairesi 2015/14545 E. , 2016/5851 K.

Özet

Olay:

Davacı erkek kadının ortak konutu terk ettiğini ve bu nedenle terk hukuki nedenine dayalı boşanma davası açmıştır. Davacı erkek, davalı kadına fiziksel şiddet uygulamış ve bu nedenle ceza almıştır. Kadın bu şiddet nedeniyle evi terk etmek zorunda kalmıştır.

Mahkeme Kararı:

Mahkeme, davacının terk hukuki nedenine dayalı boşanma davasını kabul etmiştir.

Yargıtay Kararı:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını bozmuştur. Kararın gerekçesi, davacı eşin ortak konutu terke zorladığı ve bu nedenle terk hukuki nedenine dayalı boşanma davası açamayacağıdır:

“… Dava terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasıdır (TMK m. 164). Türk Medeni Kanunun 164. maddesi gereğince boşanma davası açma hakkı, terk edilen eşe aittir. Eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır ve bunun sonucu olarak terk hukuki nedenine dayalı boşanma davası açamaz. ( TMK m. 164/1). Davacı erkek davalı kadına fiziksel şiddet uygulamış, bu sebeple ceza almış, kadın da evi terk etmek zorunda kalmıştır. O halde, davacı eş, diğerini ortak konutu terketmeye zorlayan eş konumunda bulunduğundan, terk hukuki nedenine dayalı davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA.. karar verildi. ‘’

Akıl Hastalığı Sebebiyle Boşanma (TMK m.165)

Bir eşin akıl hastası olması ve bu hastalığın ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi durumunda boşanma davası açılabilir. Bu davanın kabul edilebilmesi için şu şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

  • Akıl Hastalığı:
    • Eşlerden biri akıl hastası olmalıdır. Bu hastalığın sürekli ve tedavi edilemez olduğuna dair resmi sağlık kurulu raporu alınmalıdır.
  • Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmesi:
    • Hastalık nedeniyle ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelmelidir. Bu durumun ispatı, tanık beyanları ve sağlık raporları ile sağlanabilir.
    • Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası, akıl hastası eşin vesayet altına alınmasını gerektirirse davayı, kısıtlı eşin yasal temsilcisi olan vasi yürütmelidir.Davanın başında yapılmış usuli işlemler, vesayet kararından sonra yeniden yapılır.
  • İspat Yükü ve Süreler:
    • İspat yükü davacıdadır; yani davayı açan eş, akıl hastalığını ve bunun hayatı çekilmez hale getirdiğini kanıtlamak zorundadır.
    • Boşanma davası uzun süre açılmadıysa, bu durum “çekilebilirlik” olarak değerlendirilmez.
    • Akıl hastalığı devam ediyor olmalı ve iyileşme ihtimali bulunmamalıdır.

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

2. Hukuk Dairesi 2018/3075 E. , 2018/7120 K.

Olay:Davacı kadın akıl hastalığı sebebiyle boşanma talep etmektedir.

Mahkeme Kararı:Mahkeme, akıl hastalığı sebebiyle boşanma talebini kabul etmiş, ancak bu kararı yetersiz sağlık raporuna dayandırmıştır.

Yargıtay Kararı:Yargıtay, verilen sağlık raporunun TMK m. 165 kapsamındaki şartları karşılamadığını belirtmiş ve eksik inceleme ile karar verildiği için mahkeme kararını bozmuştur. Bozma kararında, davalı hakkında tam teşekküllü bir devlet hastanesinden veya üniversite hastanesinden akıl hastalığı, hastalığın çekilmez olup olmadığı ve geçip geçmeyeceğine dair detaylı bir sağlık raporu alınması gerektiği vurgulanmıştır:

“… Akıl hastalığı sebebiyle ( TMK m. 165) boşanmaya karar verilebilmesi için, akıl hastalığının ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi şarttır (TMK. m. 165). Mahkemece akıl hastalığı hukuki sebebi ile boşanmaya ( TMK m. 165) karar verilmiş ise de; …Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Bilirkişi Kurulundan alınan 23.10.2014 tarihli sağlık kurulu raporunda, davalının akıl hastalığının geçmesine olanak bulunmadığı yönünde herhangi bir açıklama bulunmamaktadır Bu durumda alınan rapor Türk Medeni Kanununun 165. maddesi kapsamı karşısında yetersiz olup hüküm vermeye elverişli değildir. O halde davalı erkek hakkında tam teşekküllü devlet hastanesi veya üniversite hastanesinden Türk Medeni Kanununun 165. maddesi gereğince, davalı erkeğin akıl hastası olup olmadığı, mevcut bir hastalık varsa bu hastalığın diğer eş yönünden çekilmezlik unsuru taşıyıp taşımadığı ve hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı konusunda sağlık kurulundan rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,… karar verildi. ‘’

2. Hukuk Dairesi 2014/7237 E. , 2014/21913 K.

Olay:Davacı koca, davalı kadının akıl hastası olduğunu belirterek Türk Medeni Kanununun 165. maddesi uyarınca boşanma davası açmıştır. Yargılama sırasında, davalı kadının şizofreni hastası olduğu, bu hastalığın davranış iradesini ortadan kaldırdığı ve 10 yıldır devam ettiği belirtilen bir rapor sunulmuştur.

Mahkeme Kararı:Mahkeme, davalı kadının evlilik akdinin yapıldığı sırada da akıl hastası olduğunu belirterek, bu nedenle davanın reddine karar vermiştir.

Yargıtay Kararı:Yargıtay, Türk Medeni Kanununun 145/3. maddesine göre akıl hastalığının, evlenmenin mutlak butlanla batıl olduğu hallerden biri olduğunu; ancak, Türk Medeni Kanununun 156. maddesinde mutlak butlan halinde bile evlenmenin hâkimin kararına kadar geçerli sayılacağının düzenlendiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, davalı kadının evlilik akdinin yapıldığı sırada da akıl hastası olmasının, TMK m. 165 uyarınca boşanma davası açılmasına engel teşkil etmeyeceği ifade edilmiştir.

“..Davacı koca tarafından davalı kadının akıl hastası olduğundan bahisle Türk Medeni Kanununun 165. maddesi yasal dayanağı ile boşanma davası açılmıştır. Yargılama sırasında davalı kadının şizofren hastası olduğu, hastalığın davranış iradesini ortadan kaldırdığı ve bu hastalığın 10 yıllık bir süreden beridir devam ettiği hususunda rapor alınmıştır. Mahkemece, davalı kadının duçar olduğu akıl hastalığının evlenme akdinin yapıldığı sırada da var olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 145/3. maddesi uyarınca , akıl hastalığı, evlenme akdinin mutlak butlanla batıl olduğu hallerden olmasına karşın, Türk Medeni Kanununun 156. maddesinde, mutlak butlan hâlinde bile evlenmenin, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı düzenlenmiştir. Öyleyse davalı kadının evlilik akdinin icrası sırasında da akıl hastası olmasının, Türk Medeni Kanununun 165. maddede yer alan akıl hastalığına dayalı boşanma davası açılmasına engel oluşturmayacağı ortadadır. Hal böyle olunca davacı tarafından Türk Medeni Kanununun 165. madde uyarınca açılan boşanma davasının kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,..karar verildi.’’

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (TMK m.166/1)

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, genel boşanma nedenlerinden biridir.

Bu durum, eşlerin evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini ihmal etmeleri veya ihlal etmeleri sonucu ortaya çıkar.Evliliğin temelinden sarsılması, eşlerin ortak hayat sürme ihtimalinin ortadan kalktığı bir durumu ifade eder.Bu boşanma sebebi, çeşitli olayları temel alır. Şiddetli geçimsizlik yanında, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi de aranır. Geçimsizlik Doğuran Olaylar eşine kötü muamele, fiziksel şiddet, tehdit, hakaret gibi davranışlar ortak hayatın çekilmez hale gelmesine neden olabilir.

Davadan sonraki olaylar dikkate alınamaz. Önceki davadan feragat veya yeniden bir araya gelme eski olayları affeder.

Tam kusurlu eş, lehine sonuç doğuracak şekilde dava açamaz. Eğer davacının kusuru daha ağırsa, davalı boşanma davasına itiraz edebilir. Ancak, bu itiraz hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar açısından korunmaya değer bir yarar kalmaması durumunda boşanmaya karar verilebilir.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
📜 Konu Eşlerin evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini ihmal etmeleri veya ihlal etmeleri sonucu evliliğin temelinden sarsılması, eşlerin ortak hayat sürme ihtimalinin ortadan kalkması
📸 Deliller Tanıklar, mesajlaşmalar, fotoğraflar, gibi kanıtlar yer alabilir.
⚖️ Evliliğin Sarsılması Evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı, ortak hayatın çekilmez hale gelmesi dikkate alınır.

DAVANIN REDDEDİLMESİ VE YENİDEN BAŞVURU(EYLEMLİ AYRILIK)

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan davanın reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi halinde, ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır. Bu durumda, eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

  • Daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş ve kesinleşmiş olmalı,
  • Boşanma davasının reddinden sonra üç yıl geçmeli ve bu süre içinde eşler ortak hayatı yeniden kurmamış olmalı,(Sadece geçici bir araya gelmeler (cenaze, düğün vb.) ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez,çocuklar için bir araya gelinmesi ya da nafaka davaları, ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez)

Ortak hayatın yeniden kurulmaması her türlü delille ispatlanabilir. Şartlar yerine getirilmişse hâkim boşanma kararı vermek zorundadır.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Boşanma davasının reddinden sonra üç yıl geçtiği halde açılabilir.
📜 Konu Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan davanın reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi halinde, ortak hayat yeniden kurulamaması
📸 Deliller Reddedilen boşanma davasına dair bilgiler
⚖️ Evliliğin Sarsılması Yeniden başvuru yapılmasıyla ortak hayat kurulamamış sayılır.

AYRILIK TMK M. 167

Boşanma davası açma hakkına sahip olan eş, ayrılık talebinde bulunabilir. Ancak ayrılık davasında boşanmaya karar verilemez. Boşanma için geçerli sebepler ayrılık davasında da geçerlidir.

  1. Ayrılık Kararının Şartları:
    • Eşlerin barışma ihtimali olup olmadığı değerlendirilmelidir. Anlaşmalı boşanma ve fiili ayrılık nedenleriyle ayrılık kararı verilmemelidir. Zina, hayata kast ve onur kırıcı davranışlar ayrılık kararına uygun değildir.
  2. Ayrılık Kararının Hukuki Sonuçları:
    • Evlilik hukuken devam eder, ancak fiilen ortak sürüdürülmez. Hakim, ayrılık kararında mali ilişkiler, ortak malların yönetimi, nafaka ve çocukların durumu hakkında düzenlemeler yapar. Ayrılık süresince eşlerin sadakat yükümlülüğü devam eder. Ayrılık süresince doğan çocuklar evlilik birliği içinde doğmuş sayılır. Eşlerden biri ölürse, diğeri mirasçı olur. Zina halinde diğer eş dava açabilir.
  3. Ayrılık Süresi ve Süre Sonrası:
    • Ayrılık süresi 1-3 yıl arasında olabilir. Süre sonunda eşler bir araya gelmezse, boşanma davası açılabilir. Davadan sonra taraflardan biri ölürse, mirasçılar davayı devam ettirebilir. Kusurlu eş, ölen eşin mirasçısı olamaz ve ölüme bağlı tasarruflarla sağlanan haklarını kaybeder.
🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Evlilik birliğinde boşanma yerine ayrılık istendiği zaman açılabilir.
📜 Konu Evliliğin hukuken devam etmesi ancak fiilen ortak hayat yürütülememesi sebebiyle ayrılık istenmesi
📸 Deliller Tanıklar, mesajlaşmalar, fotoğraflar, gibi kanıtlar yer alabilir.
⚖️ Evliliğin Sarsılması 1-3 yıl arasında olabilir. Süre sonunda eşler bir araya gelmezse, boşanma davası açılabilir

BOŞANMADA TAZMİNAT VE NAFAKA

MADDİ TAZMİNAT:

Boşanma sonucu kusursuz veya daha az kusurlu taraf, maddi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, boşanmanın doğrudan sonucu olan mevcut veya beklenen zararın telafisini amaçlar. Tazminat talebi, boşanma kararı ile sınırlı olup, süresinde yapılmalıdır.

Boşanma sonucu malvarlığında meydana gelen eksilme veya beklenen artışın engellenmesi sebebiyle talep edilir.

Mevcut Zarar: Boşanma nedeniyle kusursuz tarafın malvarlığında oluşan eksilme.

Beklenen Zarar: Boşanma nedeniyle malvarlığında beklenen artışın gerçekleşmemesi.

Yargıtay kararlarına göre, kadın tarafından yapılan ev içi işlerin ve çocuk bakımının davacı erkek yönünden maddi destek sayılabileceğini; mevcut ve beklenen menfaatler arasında değerlendirilebilir.

  • Kusur: Maddi tazminat talebi için eşlerin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir. Kusur, evlilik içindeki davranışlara dayanmaktadır ve tazminat talebi kusur oranına göre değerlendirilir.
  • İlliyet Bağı: Zararın, boşanmanın doğrudan sonucu olması gerekmektedir. Boşanma, zarar doğuran kusurlu davranışın doğurduğu sonuca oturtulan hukuki bir sonuçtur.

Maddi tazminat talebi, boşanma davasında ya da sonrasında belirli bir süre içinde yapılmalıdır. Mahkeme, tazminat miktarını talep edilen miktar ile sınırlı olarak değerlendirebilir.

Maddi tazminat talebi, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır. Bu süre, zamanaşımı süresi olarak kabul edilir.

Boşanma davası sırasında tazminat talep edildiğinde, ek harç ve vekalet ücreti ödenmez.

Maddi tazminat için faiz talep edilebilir.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Boşanma davasıyla birlikte veya boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır.
📜 Konu Boşanma sonucu malvarlığında meydana gelen eksilme veya beklenen artışın engellenmesi sebebiyle talep edilir.
📸 Deliller Tanıklar, mesajlaşmalar, fotoğraflar, işe malvarlığına dair bilgi ve belgeler gibi kanıtlar yer alabilir.
MANEVİ TAZMİNAT:

Manevi tazminat, kişilik haklarının ihlalinden doğan, kişilik haklarına yönelik bir saldırı durumunda talep edilen tazminattır. Zina, sadakatsizlik, onur kırıcı davranışlar gibi haller manevi tazminata gerekçe olabilir. Ancak somut olayın özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Zararın Somut Olması: Manevi tazminat talebi, sadece boşanma olmasından değil, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırısından kaynaklanmalıdır. Bu saldırılar kişinin onurunu, moralini ve ruhsal sağlığını etkilemelidir.
  • Kusurlu Davranışlar: Manevi tazminat, genellikle kusurlu eşi tarafından meydana getirilen zararlar için talep edilir. Kusursuz eşin yaşadığı manevi zarar, somut olmalı ve objektif bir şekilde değerlendirilmelidir.
  • Tazminat Talep Edilen Eşin Kusurlu Olması:Manevi tazminat talep edilen eşin, kişilik haklarına saldırmış olması gerekmektedir. Ancak, boşanmaya sebep olan olayların kusurlu olup olmadığı bu konuda belirleyici olabilir. Eşlerin kusursuz olmasa bile, manevi tazminat talep etme hakkı vardır, ancak boşanmaya sebep olan olaylarda kusurun önemi büyüktür.
  • Tazminat Talep Eden Eşin Kusursuz veya Daha Az Kusurlu Olması: Manevi tazminat talep eden eş tamamen kusursuz olmak zorunda değildir. Ancak, talep eden eşin davranışlarının boşanmaya neden olmaması gerekir. Kusuru varsa, bu durum tazminat miktarını etkileyebilir.

SÜRE : Manevi tazminat talebi boşanma davası sırasında veya sonrasında belirlenen süre içinde yapılmalıdır. Boşanma sırasında talep edilmemişse, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde talep edilmelidir.

Miktar ve Talep: Manevi tazminat talebinde bulunurken miktar açıkça belirtilmelidir. Manevi tazminat bir kez talep edilmeli ve bölünmemelidir.

Tazminat Borçlusunun Durumu: Tazminat borçlusunun mali durumu, tazminat miktarını etkileyebilir. Zengin ya da fakir olması, tazminatın miktarını belirlemede göz önünde bulundurulur.

🏛️ Görevli Mahkeme Aile Mahkemesi (Yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi) |
⏳ Dava Açma Süresi Boşanma davasıyla birlikte veya boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır.
📜 Konu Kişilik haklarının ihlali, kişilik haklarına yönelik bir saldırı sebebiyle tazminat istemidir.
📸 Deliller Tanıklar, mesajlaşmalar, fotoğraflar, işe malvarlığına dair bilgi ve belgeler gibi kanıtlar yer alabilir.
iç mekan, zemin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2021/1110 E. , 2021/2529 K.

Olay:Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı erkek tarafından maddi tazminat talebinin reddi ile yararına hükmedilen manevi tazminatın miktarı yönünden temyiz edilmiştir.

Mahkeme Kararı:Mahkeme, kesinleşen boşanma davasında sadakat yükümlülüğünü ihlal eden kadın aleyhine ve erkek lehine 3.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, ancak maddi tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, maddi tazminat talebinin reddine gerekçe olarak, davacı erkeğin mevcut bir maddi zararı kanıtlayamadığı ve beklenen menfaatlerin somutlaştırılmadığını belirtmiştir.

Yargıtay Kararı: Yargıtay, kadın tarafından yapılan ev içi işlerin ve çocuk bakımının davacı erkek yönünden maddi destek sayılabileceğini; mevcut ve beklenen menfaatler arasında değerlendirilebileceği ifade edilmiştir.. Kadının herhangi bir geliri bulunmaması, tazminat miktarını etkileyebilir, ancak bu durum tazminat talebinin reddini gerektirmez.:

‘’…Mahkemece yapılan yargılama sonucunda kesinleşen boşanma davasında sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek ağır kusuru kesinleşen kadın aleyhine ve erkek lehine 3.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiş, maddi tazminat talebi yönünden ise, maddi tazminatın verilebilmesi için maddi tazminat isteyen eşin mutlaka maddi bir zararının mevcut olması ve bu maddi zararın dosya kapsamı itibariyle kanıtlanmış olması gerektiği, taraflar arasındaki kesinleşen boşanma dava dosyasına göre maddi tazminat istenilen kadının herhangi bir gelirinin bulunmadığı, maddi anlamda katkısı istenebilecek bir kişi olmadığı, bu durumda davacı erkeğin ispatlanan mevcut bir zararının olmadığı, beklenen menfaatler yönünden ise davacı erkeğin talebinin sadece bir beklentiden ibaret olup somutlaştırılmış bir menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı erkek tarafından temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinin 1. fıkrası; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. ” hükmünü içermektedir. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. (TMK m.174/1) Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde ise evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade etmektedir. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda;…tarafların TMK m. 166/1-2 maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiği, hükmün gerekçesinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda sadakat yükümlülüğünü ihlal eden kadının, evlilik birliğinin gerektirdiği ekonomik ve sosyal yükümlülükleri yerine getirmeyen ve kadına fiziksel şiddet uygulayan erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğunun belirtildiği, hükmün kadın tarafından temyizi üzerine Dairemizin 01.10.2014 tarih ve 2014/7986 Esas, 2014/18982 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verildiği ve taraflarca süresi içerisinde karar düzeltme yoluna başvurulmayarak 29.11.2014 tarihinde hükmün kesinleştiği, eldeki davanın ise 13.03.2015 tarihinde TMK’nın 178. maddesinde öngörülen bir yıllık sürede açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkeme kararının gerekçesinde, her ne kadar davalı kadının herhangi bir gelirinin bulunmadığı, maddi anlamda katkısı istenebilecek bir kişi olmadığı, bu durumda davacı erkeğin ispatlanan mevcut ve beklenen bir zararının bulunmadığı belirtilerek erkeğin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ise de, maddi tazminatın ön koşullarından olan mevcut ve beklenen menfaat kavramının sadece para ile değerlendirilebilir bir kavram olmadığı, kadın tarafından evlilik birliği içerisinde yemek, ütü, temizlik, çamaşır, bulaşık gibi ev işlerinin yapılması, çocukların bakım ve sorumluluğunun üstlenilmesi gibi durumların da evlilikteki mevcut ve beklenen menfaatler kapsamında sayılması gerektiği, kadının düzenli bir işi ve gelirinin bulunmayışının, davacı erkek yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1 maddesi kapsamında maddi tazminatın tâyininde değil ancak ve ancak maddi tazminatın miktarının belirlenmesinde dikkate alınabilecek bir ölçüt olduğu, hâl böyle olunca boşanmaya sebebiyet veren olaylarda maddi tazminat isteyen davacı erkeğin, davalı kadından daha ziyade ve eşit kusurlu olmadığı, boşanma sonucu erkeğin, en azından anılan yönlerden davalı kadının maddi desteğini yitireceği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (TMK m. 4, TBK m. 50,51) dikkate alınarak davacı erkek yararına uygun miktarda maddi tazminata hükmedilecek yerde yazılı gerekçe ile talebinin reddine karar verilmesi usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, ,… karar verildi’’

 

iç mekan, zemin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

 

ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

2. Hukuk Dairesi 2016/13068 E. , 2017/13115 K.

Olay:Kadın, 09.12.2013 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 197. maddesine dayanarak tedbir nafakası talebiyle dava açmıştır. Erkek ise, 28.04.2014 tarihinde TMK 166/1. maddesine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. Bu iki dava birleştirilmiştir. Kadın, erkeğin boşanma davasına cevap olarak sunduğu dilekçesinde 5.000 TL maddi – manevi tazminat talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkeme, erkeğin boşanma davasını reddetmiş ve kadının boşanma davasını kabul etmiştir. Kadına maddi tazminat ve yoksulluk nafakası hükmedilmiştir. Ayrıca, kadının tedbir nafakası talebi de kabul edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

Bölge adliye mahkemesi, kadının birleşen davaya sunduğu dilekçeyi karşı dava dilekçesi olarak yorumlamış ve kadının karşı dava harcını tamamlaması için süre vermiştir. Kadın, karşı dava harcını yatırmış ve boşanma davası, maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası talebinde bulunmuştur. Mahkeme, kadının boşanma davasını kabul etmiş ve erkeğin davasını reddetmiştir.

Yargıtay Kararı:

Yargıtay, kadının birleşen davaya sunduğu dilekçenin sadece cevap dilekçesi hükmünde olduğunu ve boşanmaya ilişkin bir karşı dava içermediğini belirlemiştir. Ara kararı üzerine sonradan harcın tamamlanmasının cevap dilekçesini karşı dava haline getirmediğini vurgulamıştır. Bu nedenle, kadının boşanma davasının kabulü ile boşanmaya bağlı fer’i taleplerin ve kabul edilen boşanma davası yönünden erkek aleyhine yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararı bozmuştur:

“..Davacı-davalı kadın tarafından, 09.12.2013 tarihinde münhasıran TMK 197. maddesinden kaynaklanan tedbir nafakası davası ikame edilmiş, davalı-davacı erkek tarafından da, 28.04.2014 tarihinde ise … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (Aile mahkemesi sıfatıyla) birleşen boşanma davası açılmış, bu birleşen boşanma davasına, kadın boşanma davasına “cevaplarım ve delillerimdir”, başlıklı dilekçe sunmuş, bu dilekçe içeriğinde karşı dava başlığı altında yalnızca 5.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece, birleşen davanın yapılan ön inceleme duruşmasında, kadının birleşen davaya cevap olarak sunduğu dilekçesini karşı dava dilekçesi olarak yorumlanmış ve kadına karşı davasına yönelik olarak harcını ikmal etmesi içinde süre verilmiştir. Davacı- karşı davalı kadın bu süre içinde karşı dava harcı yatırmış, son celse davacı-karşı davalı vekili, bağımsız tedbir nafakası davası ile birleşen davaya karşı açtıkları boşanma davası, maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulü ile müvekkiline yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep etmiş, mahkemece, erkeğin boşanma davasının reddine, kadının boşanma davasının ise; kabulüyle taraftan TMK’nun 166/1. maddesi uyarınca boşamış, kadın lehine maddi tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmetmiştir. Davacı-davalı kadının birleşen davaya sunduğu dilekçe cevap dilekçesi hükmünde olup, boşanmaya ilişkin bir karşılık davası bulunmamaktadır. Ara kararı üzerine sonradan harcın ikmal edilmesi cevap dilekçesini karşılık dava haline de getirmez. Şu halde, davacı- davalı kadının erkeğin birleşen boşanma davasına karşı bir boşanma davası olmadığı halde karşılık boşanma davasının kabulü ile boşanmaya bağlı fer’i taleplerin ve kabul edilen boşanma davası yönünden erkek aleyhine yargılama giderlerinin hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, …karar verildi. ‘’

EŞİNİZİN SİZİ ALDATTIĞI KADINA/ERKEĞE KARŞI TAZMİNAT DAVASI AÇABİLİR MİSİNİZ?

Hayır açamazsınız, aşağıdaki kararla durumu açıklayalım:

  1. Hukuk Dairesi 2014/1825 E. , 2014/16592 K.‘’Karşı Oy’’

Olay:Davacı, davalının evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu iddia ederek 3. Kişiye karşı manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

Yargıtay Kararı:

Yargıtay bu kararında olduğu gibi eski tarihli kararında 3. Kişiden tazminat istenebileceğine hükmetmişse de daha sonra bu kararından dönerek 3. Kişiden istenemeyeceğine yönelik istikrarlı kararlar vermiştir. Bu değerlendirilen kararda da eski kararları gibi karar verildiğinden güncel durumu içeren ‘’Karşı Oy’’ metnine yer verilmiştir.Yineleyelim ki Yargıtayın güncel kararları da aşağıdaki şekildedir:

‘’…Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (MK.185/III) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161 maddesine dayalı olarak zina nedenine dayalı boşanma davası açar ve bu davada MK 174/2 maddesinde düzenlenen manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan kişinin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte hangi sebeple olursa olsun eşinden bu nedenle manevi tazminat istemeyen eşin durumuda aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan 3. kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın “tekliği ve bölünmezliği” ilkesi gereğince 3. kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı “sadakat” yükümlülüğü olan eşinden istemeyen, istemeyi ihmal eden davacı elbetteki 3. kişiye yönelemez. Diğer yandan MK 2 maddesi gereğince “herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır.” Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine 3. kişiye yönelmesini hukuk düzeni koruyamaz. 3. kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir…’’

 

Yazılı bilgiler güncellenen mevzuatlar çerçevesinde değişebilir, somut olaya göre değerlendirilmesi gereken başkaca koşullar bulunabilir. Değişen koşullar ve davaların kendine özgü durumlarının bulunması sebebiyle hukuki uyuşmazlıklar için profesyonel bir destek alınmasını öneriyoruz. Davanızla ilgili hukuki sürecin yürütülmesi için avukatlık hizmetimize başvurabilirsiniz.

Yazılı bilgiler sebebiyle herhangi bir sorumluluk kabul edilmemektedir.